Türkiye’de “Ailem Güvende” operasyonlarıyla birlikte bazı dernek, sivil toplum kuruluşu ve yapılara yurt dışından sağlanan hibeler yeniden gündeme gelirken, bu kez dikkatler Muğla Barosu’nun Hollanda Hükümeti tarafından finanse edilen MATRA Programı kapsamında hazırlanan projeden yararlanmak istemesine çevrildi.
Muğla Barosu bünyesindeki Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu için “Kadınların Adalete Erişiminin Güçlendirilmesi İçin Yerel Hukuki Destek ve Dayanışma Ağı Projesi” kapsamında destek alınmak istenirken, projenin finansmanını sağlayan Hollanda Hükümeti’nin hibe programlarında öne çıkardığı kriterler de tartışmanın önemli başlıklarından biri oldu.
1 Nisan 2001’de medeni evlilik kanununu değiştirerek dünyada eşcinsel evliliği yasallaştıran ilk ülke unvanını alan Hollanda, bu konuyu artık "çözülmüş bir iç mesele" olarak gördü. Hollanda, bu aşamadan sonra LGBTQ+ haklarını evrensel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olarak tanımladı ve dış politikasının temel misyonlarından biri haline getirdi. Kendi ülkesinde uyguladığı standartları, AB adayı ülkelere (Türkiye ve Balkanlar) yönelik bir "reform şartı" olarak MATRA programının içine entegre etti.
MATRA Programı ile İnsan Hakları Fonu kapsamında özellikle Müslüman ülkelere yönelik hibeler veriliyor ve söz konusu hibeler Hollanda Hükümeti tarafından finanse ediliyor. Fakat hibenin gerekçesi Hollanda Krallığı Büyükelçiliği tarafından finanse edilen MATRA programının resmî başvuru kılavuzlarında da belirtildiği gibi LGBTQ+ haklarının savunulması en önemli öncelik alanlarından biri olarak açıkça ilan ediliyor. MATRA’nın kadın hakları maskesi altında sivil topluma sızarak LGBTQ+ ideolojisini yerelde yaygınlaştırmak için stratejik olarak Muğla’yı hedef seçtiği düşünülüyor.
Hollanda Büyükelçiliğinin resmi internet sitesinde yer alan bilgilere göre MATRA’nın Türkiye’de hibe vermek için öncelik verdiği alanlar arasında hukuk, yargı, kamu yönetimi, iyi yönetişim, medya özgürlüğü, medya okuryazarlığı, çoğulculuk, sivil toplum, iklim ve sürdürülebilirlik bulunuyor. Kadın ve kız çocuklarının eşit hakları, LGBTİ bireylere yönelik hukuki ve psikososyal destek ile medya kuruluşlarının ekonomik dayanıklılığı ve kapasitesinin geliştirilmesi de destek başlıkları arasında yer alıyor.
Dolayısıyla Muğla Barosu’nda yaşanan tartışmanın merkezinde yalnızca yurt dışından alınması planlanan mali destek değil, bu desteğin hangi program kapsamında verildiği ve hibeyi sağlayan Hollanda Hükümeti’nin desteklediği projelerde hangi amaç ve kriterleri ön planda tuttuğu da bulunuyor.
Muğla Barosu Yönetim Kurulu ise Hollanda Büyükelçiliği ile yürütülen MATRA Projesi kapsamında hazırlanan protokolü, hukuki ve mali açıdan çeşitli riskler barındırdığı gerekçesiyle kabul etmedi.
Baro; protokoldeki yargı yeri ve yetki şartlarına, uyuşmazlık halinde uygulanacak hukuk kurallarına, projenin uygulanmasına ilişkin eylem planına ve aktarılması planlanan bütçenin vergilendirilmesi, denetlenmesi ve takibine ilişkin eksikliklere dikkat çekti.
RET KARARI VEREN AVUKATLARIN İSİMLERİ AÇIKÇA PAYLAŞILDI
Projenin reddedilmesinin ardından bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarında projeyi istemeyen avukatların isimlerinin açıkça paylaşılması ve hedef haline getirilmesi, tartışmanın başka bir boyuta taşınmasına neden oldu.
Avukatların isimlerinin açıkça verilmesini eleştiren Baro yönetimi, ret kararı veren bazı yönetim kurulu üyelerinin isimlerinin açıkça yazılarak hedef gösterildiğini ve bunun sosyal medya ile basın yayın organları üzerinden sürdürüldüğünü savundu.
Yönetim ayrıca, yanıltıcı beyanlarla Baro’nun itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını ifade etti.
Böylece Hollanda Hükümeti tarafından sağlanacak hibeyi hukuki ve mali gerekçelerle reddeden yönetim kurulu üyeleri, kısa süre içerisinde kamuoyunda yürütülen tartışmanın doğrudan tarafı haline geldi.
ULUSLARARASI FON DESTEĞİ ALAN MEDYA KURULUŞLARI DA TARTIŞMADA
Konunun dikkat çeken bir başka boyutunu ise medya oluşturdu. Çünkü Hollanda Hükümeti’nin Türkiye’de yürüttüğü hibe programlarında medya, doğrudan desteklenen alanlardan biri olarak yer alıyor.
MATRA’nın resmi öncelikleri arasında “medya özgürlüğü, okuryazarlığı ve çoğulculuk” açıkça yer alırken, Hollanda’nın İnsan Hakları Fonu da medya kuruluşlarının ekonomik dayanıklılığının ve kapasitesinin geliştirilmesini destekliyor.
Muğla Barosu’nun MATRA protokolünü reddetmesinin ardından Baroyu hedef hâline getiren bazı yerel yayın kuruluşlarının da uluslararası fon ve hibe programlarından yararlanıyor olması dikkat çekti.
Bu tablo, Muğla Barosu’nda başlayan tartışmayı yalnızca bir hibe protokolünün kabul edilip edilmemesi meselesinin ötesine taşıdı. Bir tarafta Hollanda Hükümeti tarafından sağlanan hibeyi hukuki ve mali gerekçelerle kabul etmeyen Baro yönetimi, diğer tarafta projeyi savunan komisyon üyeleri ve tartışmayı kamuoyuna taşıyan, aralarında uluslararası hibe desteği alan yayın kuruluşlarının da bulunduğu bir medya ağı ortaya çıktı.
YABANCI VAKIFLAR İÇİN MUĞLA PİLOT BÖLGE Mİ?
Daha önce Alman vakıflarının çevre eylemcileriyle yakın ilişkiler kurarak fon desteği sağladığı yönündeki iddialar, Avrupa Demokrasi Vakfı’nın (EED) ekolojik haberlere yer veren medya kuruluşlarını fonlaması ve son olarak Hollanda Hükümeti öncülüğünde yürütülen MATRA ile İnsan Hakları Fonu üzerinden LGBTİ alanındaki çalışmaların desteklenmesi tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Söz konusu kuruluşların birbirleriyle organik bağlarının bulunduğu yönündeki değerlendirmeler de Muğla’nın yabancı vakıflar tarafından “pilot bölge” olarak seçilip seçilmediği yönündeki yorumlara neden oluyor.