Hayat için kısa sayılabilecek benim için ziyadesiyle uzun gelen öğretmenlik serüvenimde yeni şeyler öğreniyorum yaşları küçük akılları derya-deniz öğrencilerimden. Geçen hafta bir derste sohbet arası öğrencilerimden birinin hayalinin “gazetecilik” olduğunu öğrendim beni biraz heyecanlandırdı. Çok cesurca bir cevaptı. Ancak sorduğum soru aslında şu şekildeydi;

 -Maddi veya gelecek kaygınız olmasa hangi mesleği tercih ederdiniz?

Yani bu meslekler artık gelecek kaygısı ve maddi kaygıların olduğu bir kategori içinde yer alıyor acilen düzenleme ve reformların yapılması gerekiyor. Çünkü gazetecilik toplumun sesi duyarsızlaşan duygularımızın uyarıcılarıdır. Bu yüzden öğrencime belki bu yolda ilk adımı olabilecek tecrübesini yaşamasını istedim. Bu yazımda –daha doğrusu öğrencimin yazısı- sizleri yaşı küçük toplumsal olaylara duyarlı hatta sosyolojik çıkarımlar yapan, geleceğin çok büyük insanı –belki gazetecisi- ile baş başa bırakıyorum. Bu cümlelerimden sonra okuyacağınız yazılar sevgili öğrencim Nehir SARIKAYA’ya ait tüm sorumluluğu ise şahsımadır.

******

     İçimden İçinde bulunduğumuz yüzyılda dahi lüzumsuz bir sorun olan bencilliğe, menfaatçilere değinmek, hakkında konuşmak geliyor.

     Çocuklara ne kadar hoşnutsuz bir davranış olduğunu anlatırken bile nice kötü huylu hayvanları örnek verdiğimiz, yaşadığımız hayatın en kırıcı noktalarında belki maruz kaldığımız belki de kendimize olan aşkımızdan dolayı diğerlerimizi maruz bıraktığımız olayların daimi sebebi bencilliktir. Kendini düşünmek, empati kuramamaktır. Dünyayı paylaşmanın zorluğunu deneyimlemiş kişilerin hayatı diğerlerine dar etmesidir. Önüne hemen geçilmezse şimdiden İşlerin menfaat üzerine yürüdüğü, ilişkilerin yalan üzerine kurulduğu toplumlar oluşmaya başladıkça bencillik insanlığın en ciddi sorunlarından biri hâline gelecektir.

     Aslında bahsettiğim korkunç geleceğin zaten gelmiş olması nasıl bir bataklığın içine düştüğümüzün kanıtı olmalı. Bireysel isteklerin toplulukları katlettiği, bencil toplulukların ise bütün bireysellikleri tek tek yok ettiği zamanlardayız. Kafamızı ne tarafa çevirirsek çevirelim karşılaşacağımız büyük insanların çoğu aynı davranışı gösterir. Nereye göre ne kadar büyük ve ihtişamlı olduğu ciddiyetle tartışılacak bireylerin kendilerine ve çevresine göre vereceği kararların belki daha başarılı olabilecek bireylerin geleceğini bozguna uğratacak olmasının ne kadar acı bir gerçek olduğunu hepimiz biliyoruzdur. Çok çalışanın az yediğinin, çalışmayanın gönlünün ne hoş ve rahat olduğunun hepimiz farkındayızdır. Bahsinde bulunduğum sorunun sadece bizleri etkilemediğini de belirtmek isterim. Dünyamız yaşlanıyor. Buzullarımız, ormanlarımız, denizlerimiz; çiçeklerimiz, hayvanlarımız ve böceklerimiz... Yok olmaya yüz tutmuş nice tarihi eserlerimiz... Düşündükçe aslında hepsine zararımızın dokunduğunu görüyoruz.

Gençlerimiz; günümüzde Z kuşağı diye bahsetmekten pek hoşlandığımız gençlerimiz artık kendi geleceklerine dair umutlanmayı bırakmış durumda. Hayatını hayallerine göre değil, hayat şartlarına göre yönlendirmek zorundalar. Zorundalar çünkü başkaları çoktan kendi hayallerini gerçekleştirdi...

     Artık durumun farkına varmalıyız. Dikkatli olmalı, içimizdeki bencil şeytana uymadan önce defalarca düşünmeliyiz. Evet, belki kendimizi korumaya almak için birbirimizi hiçe sayacağız lâkin sonunda nefesi kesilen tek kurban biz olmayacağız.