“Ben diyetteyim.”
Masaya oturur oturmaz söylenen bu cümle, çoğu zaman bir niyet beyanından çok daha fazlasına dönüşür. Bir savunma, bir açıklama, hatta bazen bir beklenti… Oysa farkında olmadan süreci zorlaştıran en büyük hatalardan biri tam da bu cümleyi gereğinden fazla kurmak olabilir.
Çünkü diyet, herkesin fikrini beyan etmesi gereken bir toplumsal mesele değil; oldukça kişisel bir süreçtir.
Diyet yaptığını duyuran bir kişi, çoğu zaman kendini bir anda yorum yağmurunun ortasında bulur:
“Bir lokmadan ne olur?”
“Zaten zayıfsın, bırak artık.”
“Ben de denedim ama işe yaramıyor.”
“Akşam hiç yeme, bak nasıl veriyorsun.”
Tanıdık geldi mi?
İşte tam burada, diyetin fizyolojik kısmından çıkıp psikolojik savaş alanına girdiğini görürüz. Çünkü her söylenen söz, her yapılan yorum, kişinin motivasyonunu ya yukarı çeker ya da fark ettirmeden aşağıya çeker.
Aslında mesele sadece başkalarının söyledikleri değil. Diyette olduğunu sık sık dile getirmek, kişinin zihninde de süreci büyütür. Sürekli “yasaklar” üzerinden düşünmeye başlar. Ne yememesi gerektiğine odaklandıkça, tam da o yiyecekler zihnin merkezine yerleşir. Sonuç mu? Kaçınılmaz bir yeme isteği ve ardından gelen suçluluk duygusu.
Oysa başarılı bir diyet süreci, yüksek sesle ilan edilen bir proje değil; sessizce sürdürülen bir yaşam düzenidir.
Diyeti bir “geçici dönem” gibi görmek de bu noktada en büyük yanılgılardan biri. Çünkü “Diyetteyim.” demek, bilinçaltında “Bir süre sonra bitecek.” algısını yaratır. Bu da süreci sürdürülebilir olmaktan çıkarır. Halbuki asıl hedef; diyet yapmak değil, sağlıklı beslenmeyi hayatın doğal bir parçası haline getirmektir.
Düşünsenize… Dişlerinizi fırçaladığınızı herkese söylüyor musunuz? Ya da su içtiğinizi? Hayır. Çünkü bunlar hayatın doğal akışı içinde yer alan alışkanlıklar.
Sağlıklı beslenme de tam olarak böyle olmalı.
Bir diğer önemli nokta ise sosyal baskı. Özellikle aile ortamında ya da arkadaş buluşmalarında “Diyetteyim.” demek, çoğu zaman karşı tarafı da bir rolün içine sokar. Kimi sizi zorla yedirmeye çalışır, kimi sizin adınıza üzülür, kimi de sizi test eder gibi davranır. Bu da süreci gereksiz bir gerilime sürükler.
Oysa hiçbir açıklama yapmadan, sadece tabağınızı yöneterek ilerlemek çok daha güçlü bir duruştur. Çünkü davranışlar, sözlerden daha net bir mesaj verir.
Bir salata söylediğinizde kimse size neden diye sormaz. Ama “Diyetteyim.” dediğinizde herkesin bir fikri olur.
Burada ince bir denge var. Diyetinizi saklamak değil, onu bir kimlik haline getirmemek.
Çünkü “Ben diyetteyim.” kimliği, zamanla kişinin kendisini sınırladığı bir kalıba dönüşebilir. Oysa siz sadece daha bilinçli seçimler yapan birisiniz. Hepsi bu.
Ayrıca sürekli dile getirilen diyet süreci, başarısızlık durumunda da daha büyük bir baskı yaratır. Bir gün plan dışına çıktığınızda, bunu sadece siz değil, çevreniz de fark eder. Bu da “Başaramadım.” hissini büyütür. Halbuki bu süreçte esneklik çok kıymetlidir. Küçük kaçamaklar değil, genel denge belirleyicidir.
Sessiz ilerleyen bir süreçte ise hatalar daha kolay tolere edilir. Çünkü ortada bir “ilan edilmiş hedef” değil, kişisel bir yolculuk vardır.
Bir başka gerçek ise, insanlar genelde sizin ne yediğinizle düşündüğünüz kadar ilgilenmez. Siz diyette olduğunuzu söyledikçe dikkat çekersiniz. Söylemediğinizde ise çoğu zaman fark edilmez bile.
Yani mesele, herkesin bilmesi değil; sizin sürdürebilmeniz.
Diyet, irade savaşı değil; strateji işidir. Ve bu stratejinin en güçlü adımlarından biri, gereksiz açıklamalardan kaçınmaktır.
Kendinize şu soruyu sorun. Bunu söylemek bana gerçekten fayda sağlıyor mu, yoksa sadece alışkanlıktan mı söylüyorum?
Eğer cevap ikinciyse, belki de artık farklı bir yaklaşım denemenin zamanı gelmiştir.
Daha az konuş, daha çok uygula.
Daha az açıkla, daha çok sürdür.
Çünkü en etkili değişimler, sessiz gerçekleşir.
Herkese anlatılan diyetler değil, sürdürülen alışkanlıklar sonuç verir.
Sağlıklı günler dilerim.
DİYETİSYEN TUĞÇE GÜNDÜZ